İlk çorba yapma denemem: Brokoli çorbası

 

 

   Kendimi bildim bileli ailemle yaşadığımdan, yani yemeğim hep önüme getirildiğinden ve kişisel isteklere göre yemekler yapmaya pek üşenmeyen (kardeşime yüksek proteinli, asitsiz, ergenlik sivilcelerini çoğaltmayan sporcu yemekleri, bana vegan yemekleri) bir anneye sahip olduğumdan dolayı, yemek konusuna uzun yıllar neredeyse hiç eğilmedim.

 

    Bu son yılda, hayvansal ürünleri tamamıyla yemeyi kesmem üzerine vegan mutfağa sardım. Her yiyeceğin, her yemeğin protein, vitamin, demir gibi değerlerini araştırır oldum. Gerek sanal, gerek reelde tanıyor olduğum veganların sosyal medyalara koydukları yapmış olduğu – aralarında hiç tatmadıklarımı özellikle- yemekleri gördükçe, bu yemekleri evime sokabilmek için çalışmalara ve heveslere girdim. Anneme yapmasını rica ettim genelde; artık O da bıkkınlık noktasına gelince mutfak bilgimi daha çok pratiğe dökmenin vaktinin geldiğini anladım. Son derece becerikli olan arkadaşım Defne nin de haberi olmadan itelemesiyle, ipleri elime almaya başladım ve azar azar bir şeyler yapmaya başladım.

 

    Bir hobi gibi başlıyor olsa da bu yemek pişirme sevdam, aslında biraz da zorunluluk. Arada kaldığım arkadaş evlerinde çoğu zaman yemek yiyememem, evimde de aynı yemeklerin sonsuz döngüye bağlanıp önüme sunulabilmesi, yakın zamanda da tek başıma eve çıkacak olma ihtimalim; çoktan elime almış olmam gereken bu vasfa beni sürükledi.

 

   Çiğ, haşlama, fırında, çorba olarak, bazen salata içinde, bazen diğer yemeklerin içinde görebildiğimiz bir sebzedir brokoli. Çoğu vegan için ayrı bir yeri vardır bu özel sebzenin. Buzdolaplarının vazgeçilmezidir brokoli. En faydalı sebzeler arasında ilk beşe girer diye düşünüyorum. Özellikle c ve k vitaminleri açısından günlük ihtiyacı yeterince karşılamaktadır.

 

    Vegan olduktan sonra yaptığım ilk çorbayı bu yazıda paylaşmak istedim. Bir bakıma da ölümsüzleştirmek bu yemeğimi. İnternette bayağı tarifler var da, yemek resmi koyup tarifi ve malzemeleri koymadan da olmuyormuş bu tür yazılarda 🙂

 

   Her ne kadar sebzeleri yüksek ısılarda pişirmenin, en azından beş on dakikadan fazla pişirmenin sebzenin besin değerlerine zarar verdiğine dair araştırmalar da olsa, pişirme olayından vazgeçmek pek kolay olmuyor ne yazık ki.

 

 

 

Brokoli Çorbası 

 

  Malzemeler

 

Bir adet brokoli

Bir adet kuru soğan

İki diş sarımsak

Bir adet patates

İsteğe bağlı bir adet havuç

Bir yemek kaşığı salça Mısırözü veya/ve zeytinyağı

Tuz

El blenderi

 

  Yapılış 

 

   Sebzeler yıkanır, doğranır.

 

 

 

   Tencereye yağ dökülüp, doğranmış soğanlar içerisine boşaltılıp rengi şeffaflaşana kadar kavrulur. Tahmini beş dakika civarı.

 

   Bir kaşık salça üzerine eklenip bir iki dakika daha kavrulmaya devam edilir.

 

 

 

     Sonrasında, doğranmış sebzeler eklenir. Patates, brokoli, havuç tencereye koyulur ve malzemelerin üzerini geçecek kadar su eklenir. Sonrasında kısık ateşte kaynamaya bırakılır kapağı kapatılarak tencerenin. Sebzeler yumuşayana kadar devam edilir. Tahmini yirmi dakika civarı sürmekte.

 

 

 

 

      Kaynadıktan sonra, sebzeler el blenderiyle parçalanır tencere içinde.

 

 

 

 

    Eğer kıvamı koyuysa, biraz kaynatılmış su ilave edilir, tekrar kaynatılır. En son, tuz ilave edilip beş dakika daha kaynatılır ve söndürülür.

 

 

 

 

 

   İsteğe bağlı olarak karabiber atılıp servis edilir.

 

 

 

 

 

 

Advertisements
Posted in Uncategorized | Leave a comment

Windows 8 i yüklerken şu hatayı veriyorsa,

     Az önce karşılaştığım bir sorunu ve çözümü yazmak istedim, internette pek kaynak bulamadım da. Windows yükleme içindeyken, harddisk sürücüleri geldiği ekranda; hangi sürücüye (drivera) yükleneceğini sorduğu yerde, önceki windowsun bulunduğu sürücüdeki (genelde c sürücüsü)ne silmeden yükle derseniz, şu hatayı verir.

“Windows kur, dağıtım altyapısını başlatamadı. Yeniden yüklemeye başlamak için bilgisayarınızı yeniden başlatın.”

 

     Öncekinin üstüne yükleyemiyor, windows.old dosyasına atacağını söylüyor eski dosyaları ama yapamıyor. Sanırım dosya sistemiyle alakalı bir şey. Ntfs fat32 farkı olabilir. Biçimlendir deyip sıfır biçimlenmiş sürücüye yükle denince yüklüyor ve başlıyor kurulum ama tabi dosyalar siliniyor, önceden de yedekleme yoksa.

     Windows vistayı kurarken böyle bir şey olmamıştı, yine eski windows vardı ve old klasörüne atmıştı onun dosyalarını. Xp de zaten böyle bir seçenek yok diye biliyorum. Sİlmek lazım ya da içiçe yüklüyor.

 

    Kısaca ilk gözlemimden bahsedeyim. Daha önce kaç kez windows 8li bilgisayar, dizüstü kullandım uzun süre de, onlar ayarlanmıştı, geliştirilmişti; evimde ilk kez kurdum ve ilk kez, kurulduktan sonraki o halini görüyorum. Biraz itici geldi, xp yle vista arası bir arayüz animasyonlar filan.  Kapatma olayını bulmak zaten sıkıntıydı. Köşelerdeki çubuklar sorun çıkarıyor bazen.

   Açılıp kapanma 10 saniyeden kısa olsa da Windows 7yi arayacağım gibi.

 

Posted in Uncategorized | Leave a comment

Windows 8 i yüklerken şu hatayı veriyorsa,

     Az önce karşılaştığım bir sorunu ve çözümü yazmak istedim, internette pek kaynak bulamadım da. Windows yükleme içindeyken, harddisk sürücüleri geldiği ekranda; hangi sürücüye (drivera) yükleneceğini sorduğu yerde, önceki windowsun bulunduğu sürücüdeki (genelde c sürücüsü)ne silmeden yükle derseniz, şu hatayı verir.

“Windows kur, dağıtım altyapısını başlatamadı. Yeniden yüklemeye başlamak için bilgisayarınızı yeniden başlatın.”

 

     Öncekinin üstüne yükleyemiyor, windows.old dosyasına atacağını söylüyor eski dosyaları ama yapamıyor. Sanırım dosya sistemiyle alakalı bir şey. Ntfs fat32 farkı olabilir. Biçimlendir deyip sıfır biçimlenmiş sürücüye yükle denince yüklüyor ve başlıyor kurulum ama tabi dosyalar siliniyor, önceden de yedekleme yoksa.

     Windows vistayı kurarken böyle bir şey olmamıştı, yine eski windows vardı ve old klasörüne atmıştı onun dosyalarını. Xp de zaten böyle bir seçenek yok diye biliyorum. Sİlmek lazım ya da içiçe yüklüyor.

 

    Kısaca ilk gözlemimden bahsedeyim. Daha önce kaç kez windows 8li bilgisayar, dizüstü kullandım uzun süre de, onlar ayarlanmıştı, geliştirilmişti; evimde ilk kez kurdum ve ilk kez, kurulduktan sonraki o halini görüyorum. Biraz itici geldi, xp yle vista arası bir arayüz animasyonlar filan.  Kapatma olayını bulmak zaten sıkıntıydı. Köşelerdeki çubuklar sorun çıkarıyor bazen.

   Açılıp kapanma 10 saniyeden kısa olsa da Windows 7yi arayacağım gibi.

 

Posted in Uncategorized | Leave a comment

Trafik canavarının hayatına son verdiği üniversiteli kız..

Benzerleri belki bu ülkede sık olmakta, bizim okul Ytü öğrencisine de oldu hatta geçmiş yıllarda.

Ana haberi seyrederken denk geldim, polisten kaçan adam kızı hayattan koparmış. Faceboookta bakmak istedim ismine haberde gösterdikleri,buldum , biraz profilini inceledim ve etkilendim ister istemez bir anda bilgisyar ekranımda beliriveren bir gençten.

https://www.facebook.com/asliayan

Bir iki fotoğrafına , duvarına filan baktım. Sanki ölmemiş gibi, resimleri yorumları yaşıyor, yaşatıyor onu. ARkadaşlarıyla güzel resimleri var, gülümsüyorlar hep. Kimbilir nehayalleri vardı, neler yapacaktı bu yaz, belki dikey geçişle İü ye filan gidecekti yıllardır hayal ettiği. Arkadaş ekleye kapatmış mesela profilini, belki sevgilisi vardı, o istedi ya da bunaldı gelen isteklerden gün be gün.

Benim içinde yaşadığım bu şehirde, benle aynı yaşlardaki birinin bu kadar kolayca ölebilmesi , bir de böyle derinden inceleyince hayatını… Belki de aynı şeyin, benim de başıma gelmesinden korktuğundan olsa gerek bilinçaltımın, bu düşüncelere bürünmem. Sonuçta, hayat devamediyor, bir kaç saat sonra aklıma bilegelmeyecek bu olay. Tüm olumsuzlukları, olumsuz gerçekleri algı filtresinde bırakıp ölüme meydan okurcasına ama aslında çok korkarak devam edeceğim aktivitlere. Hatta, ellerim cebimde, kulağımda kulaklık, ağzımda sakızla yolu boş görüp yavaş yavaş karşıya geçmeye çalışacağım bir caddede, hızlıca uzaktan geldiğini egzos sesinden duyup başımı çevirip bakmaya tenezzül etmediğim spor arabaya aldırmadan. Saniye farkıyla, arabanın bana ulaşmasından önce karşı kaldırıma ayak basAcağıma inandığımdan, bana bir arabanın çarpabileceğine ihtimal vermememden, aslında düşünmek istemememden bu tür şeyleri. Çünkü ölüm bana uzak ki….. Niye çarpsın bana ki.. Sanki yanıbaşımda hiç kazalar, ölümler, nefes almamış bedenler görmemiş gibi, zihnimdeki korku dolmuş temkinli ol uyarısı yeşerten ağaçları kökünden koparmış, yüzeye çıkmamasını başararak her şeye devam..

Sonuçta her an, siyah camlı bir arabanın aniden açılan camından sarkan kiralık bir katilin dürbünlü tüfeğinden çıkan yanlış kurşunla ölme ihtimalimiz var.

Neysee, uzatmayayım. Yaşayacak güzel günlere….

Posted in Uncategorized | Leave a comment

Bir kere gelir bir Birand..

Pek yapmam böyle ölümlerin ardından yazılar yazmak, iyi insandı demek filan. Twitter facebookum dolmuş da ben buraya bir iki cümle yazmak istedim.

Duygulandım bayağı. Dİğerlerinde olmayan bir hava vardı, yaptığı işten aldığı zevki izleyiciye iyi yansıtıyordu. Birandtan bahsediyorum. Onu izlerken enerjisin neşesini hissediyordum. Gafları, yanlış söylemeleri, o doğal halleri, o içten gülümsemesi ses tonu filan, gülen gözleri. Hiç bir sunucu bu kadar keyif vermemişti bana. Görüş olarak umrumda değil inandıkları. Kötü bir şeyini pek görmedim, aklımda kalan en önemli şeyse şerefsiz polislerin yaptığı bir şeyler vardı, emniyeti filan göreve çağırıyordu, bayağı sert çıkmıştı polis teşkilatına bu sebepten kaç gün üstüste.

Daha iki gün önce izlediğim adamın böyle haberini almak hiç kolay değil. Üzücü bir haberin ardından hemen neşelendirebiliren biriydi izleyeni, zaten ses tonu bile yetiyor buna. Çok güzel hareketler bunların ilkbaşlarında onun tiplemesi vardı, o bölümde oynamıştı bir tanesinde.

Neyse sonuç olarak geldi iz bırakıp gitti ama o neşeli sesi gülüşü zihnimden silinmez gibi.Huzur içinde uyur umarım..

Posted in Uncategorized | Leave a comment

Çok basittir bazen…

Girdiğim anda insanların günlük sıkıntılarının, huzursuzlukkarının vücuduma, psiklojik zırhıma bıçak gibi geldiğini hissettiğim 34c metrobüsünee bindim. Bindiğimde istediğim yerde ayakta durabileceğim günler hayal gibi, sıkıntı olmasın diye ilerledim kapıdan uzaklara, ilerlemeye çalıştım sabit yerlerinde duran yaşlılar ve bir çifte karışmamaya çalışarak. Ve Avcılara, gideceğim durağa iki durak kala iyice yine ilerlemek zorunda kaldım, ikikapıya eşit uzaklıktaydım artık hemen hemen. Genelde geçip sırtımı dayadığım o bağlantı bölümündeydim, sırtlarını başkaları dayamıştı, ben de onlara doğru dönmüş vaziyette saçmaca duruyordum , nefesler birbirine karışıyor filan lanet bir ortam, hapşırsa kaşrşımdaki korkudan ölürdüm herhalde acaba sıçrar mı diye. Karşımda bir renkli yüz vardı, enerjisi hisediliyordu ve bir de yanında çekingen bir kız. Yere baktım, ayakkabımın bağcığı açılmış, metrobüsün içinin nasıl dolduğunu anlamadığm (geçenki karlı günde vuku buldu olay) çamurun içinde boğulmak üzere; iğrendim ve elimdeki çantayı karşımdaki renkli yüze uzatıp tutmasını rica ettim, -Ok dedi yardımsever bir havayla.Elleri boştaydı zaten, yoksa vermezdim. Hemen eğilip bağlayıp geri kalktımm ve fazla bceremediğmi gülümseyerek teşekkür ettim. O da bir şeyler dedi de anlamadım. SOnra son durağa geldik, o kadar kalabalıklaşmıtı ki ben daha da ilerlemiştim ve bu sefer öbür tarafa dönmek zorunda kalmıştım. İnerken o yardımsever kişi (CN bundan sonra) nin önünden geçmeye çalı.şırken ona doğru döndüm, ama yüzüne bakmadım, kafam eğikti. O yüzüne bakacağımı sanıp kafa selamı verdi, bunu bakmadan görebiliyordum. Bense hiç bozuntuya vermedim ve kaba yabani bir insan gibi kendimi zorla attım dışarı ve aktarma yapmak için yine bir metrobüse bindim, yine aynı kalabalık, yine aynı meymenetsiz suratlar.

Telefonla konuşan biri var, tüm herkes onu dinliyor, sanki savaş yıllarındayız cepheye gidiyorlar, üç gün uykusuz kalmışlar filan neyse. Yine aynı 2 ile 3. kapı arasındaki körüğe geçtim. etrafıma bakmıyordum. Cevizlibağa geldik işte dakikalar sonra ve yine önceki metrobüsteki gibi iniş güzergahı izlececekken, o kafamı çevirip karşılıksız sleam aldığım yerde CN yi gördüm, yanından geçerken farkettim onu. BU sefer iyice gülümseyip iyi günler diledim, o da sevindi, o da bir şyler dedi, iyi günler sanırım diyebildi ( CN siyahi bir erkek bu arada). SAnki az önceki olay olmamış gibiydi. O andan sonra çok rahatladım, içime oturmuştu çünkü. Ve aldığı maaşla giderlerini denkleştirmeyi başarmış aile reisinin duyduğu huzurla okula doğru yol aldım.

SOnuç olarak, bir kabalık ettim ve onu telafi için tekrar karşıma çıktı aynı olay ve bu sefer düzelttim olayı. KEşke hep böyle çıksa, her hata bu kadar basit telafi edilebilse..

Posted in Uncategorized | Leave a comment

İşten nasıl mı kovuldum..

Bİr kaç yerde ilanını verdiğim işte çalışıyordum; marketlerde tuborg satış destek, merchliği yapıyordum. AJans vasıtasıyla. Hatta ajans, o ilan verdiğim üniversite forumunu da keşfedip üye olup ilan vermişti geçen.

Görevim Real markette Efes alanlara Tuborgu övmek, müşteir çekelbilmek; Tuborg biraları bitti mi gidip depordan getirmek, önyüz yapmak yani ip gibi dizmek, sonra anket de var da müşterielre, onu yapabilenyoktur herhalde İSatnbulda(bayağı markette var da buçalışma).

Beylikdüzü Realdeydim. Ben ajanstan geliyorum ama Tuborg  elamanıolarak kendimi gösteriyordum. 14.00-20.00 arası çalışıyordum. Realin içecek bölümü şefiyle takıştım. bana EFes biraları dizdirmeye çalışıyor, sankiRealin elemanıymışım gibi beni sömürmeye çalıştı, işe gelirken çıkarken söylemem gerkeiyormuş filan.

Ben de bu adamı sallamadım. İLk gün, cumartesi sakallı ve montlu gelmiştim, -gezmeye gelmişsin gibisin demişti. Ağzımda da eksik olmaz o sakız hep. Zaten sakız ve sakal olayını hiç anlayamadım. MÜşteriyle konuşurken sakızı çiğnemiyorum zaten, sakalım da en fazla 1.5 mmlik bir şey, kötü durmuyor. Neyse ilk gün bu müdahelelere rağmen 18 tane Efesçiye kırmızı aldırdım, 2si yaşlı amca, bir Erasmuslu, iki evli kadın,başka bir kadın ve 6 fıçı.

Karşıda sugibi gidiyormuş TUborg burdaysa saatte 1-2anca.Yani boş duruyordum. Bayağı kişiyle tanıştım markette çalışan. SIk sık onların yanına gidiyordum, konuşuyordum filan. Benim gibi elemanlar da var da çok azdı ve onlar da yardım ediyorlardı REal elemanlarına, mesela FAntom süpürgeci bir kız var ama kız Real tabak bardak ürünleri yerleştiriyordu. B ana bu çok aşağılıkça geldi. Sonuçta paramı Tuborg veriyor, Tuborg Reale benim girebilmem içni para vermiyor olsa gerek ama zaten ben Tuborg ürünleriyle ilgileniyortum, bittikçe depodan getiriyorum filan.

Bİr de şöyle bir şey var, Efes bayağı ezmiş geçmiş, Turbog da hiç ilgilenmiyor. SKoll biraz bira bitti, konuşuyorum yok diye, sipariş verdik diyorlar. SOnra gold yok. Tuborg açıkçası umursamıyordu. Beni bile umursamadı, ajansımla konuştum demiş ki Efesbiraları dizsin, ne diyorlarsa yapsın kovulmamaya çalışsın. Real ve Carrefourlarda böyleymiş durum. ARkadaşım Migrostaydı, rahat rahat takılmış. Bayağı da satış varmış, saatte bir ürün getiriyormuş. Bizdeyse depoda da ürün bitti, hiçüürün yok. RAflardaysa Efes ezici üstünslüğüv ar. EN az 20 katı kadar yer kaplamış Efes soğuk sıcak raflarda.

Derken pazar günü geldim. Bu sefer siyah giyindim, kartımı taktım. Sakalımı kestim ama makineyle. Yine umursamaz cool havamla girdim, o şefi gördüm naber dedi, iyiyim ya sen dedim, bayağı sinir oldu ben de çözemedim o sinirini, sen dedim diye olabilir.

Derken o gün ürünleri dizdim, zaten 3 tane filan satılmıştı. Depoyas baktım, yine yeni ürün yok. Bir iki kere Efesçileri çelmeye çalıştım olmadı. SOnra çıktım dışarı, molaya çıkkan elemanlar masa tenisi oynuyorlar, çok güzel bir şey, hoşuma gitti. Bayağı da iyi öğrenmişler ama hep erkekelr oynuyor. Bu tür faaliyetler arttırılmalı.

Ben marketi geziyorum her rafa uğruyorum işte, herkesle tanışıyorum tabi gençlerle.

Sonra akşama doğru bu adamı gördüm, bu sakal ne dedi. Dedim en fazla bu kadar oluıyor, jilet filan kullanmıyorum ben, tahriş oluyor çünkü. SAkızıma laf attı yine,alışkanlık dedim bağımlıyım. Çıkmanı istiyoruz dedi, şefimle konuşmuş. Tuborg İStanbul müdürü mü ne. “Çıkarsan seviniriz” dedi. SOnra diğer içecek şefine gittim, o da çıkarsans eviniriz . diyor. Çıkmazsam da bir halt yapamazlardı da. Sonra aradım, ajans sağlık olsun imalı bir şey dedi. Tuborgla zaten konuşmuşluğum yok. Öyle bir saat takıldım, içecek şefi beni kovan gıcık oldu bayğı, güvenlik çağırayım istiyorsan dedi, sonuçta hala personelim. Çıokacağımf ilan dedim. Tadımlık şeyleri yiyip iç.ip vedalaşıp arka personel kapısndan çıtkım belgelerimi alıp ve sonra  ön kağıdan girdm öüşteri gibi. Gittim reyonuma, şef ordaydı, yüzüme bile bakamadı filan. Güvenliklerle filan herkesle muhabbetim vardı ya sevmiştim ortamı.

Tuborg çalışanı olarak o Efes biralarını dizmek bana hiç etik gelmedi, yapamazdım.İçim rahat. Paramı alabilirsem iyi olacak o son günün, yarım gün parası alacağım byük ihtimalle.

Realde böyle çok kişi var, mesela Doğuş çaydan bir eleman var , sabit çalışan, parasını DOğuş çay veriyor. Kızın yapmadığı iş yok, kuruyemişte çalışıyor genelde. Real, eleman eksiğini böyle kapatıyor. Bana çok adice geldi bu uygulama. Kovulma sebebimse sakalım ve diğer elemanlarla sık sık muhabbet etmemmiş. Benim işim öyle devamlı olan bir iş dğeildi ki, sıkılmmamak içni dolaşıoyrdum, çünkü içki alan yoktu doğru düzgün. Johnieler yeni rakılar duruyordu, hiç satmıylrlardı.

Ordaki çalışanlar demişti, huyuna git filan da, diz nolacak, yapamadım, yapamazdım… Otoritelerle pek aram iyi değil de, burdaki durum farklı, rakip firmaya çalışamazdım ve Real için.

Bu da böyle bir anım işte, tarihe not düşeyim dedim.

Posted in Uncategorized | Leave a comment